... Dın dın dııııın Diiir pesencırs, velkam a boord... pliiiz sit yor bels end şedap... EP > Ne diyo bu yaa?! Kemer mi bagla diyo? ZP > Hadi bağla kemerini ve sus gözlerini falan dinlendir. Bak 1 saat sonra Antalya'da olacağız hadi bebeğim. EP > ... EP > Bak bu hosteslerin acil durumlarda ne yapmak lazım konulu showları başladı çok eğlenceli yaa :-) " Değerli yolcularımız kaptanınız konuşuyor şu an bilmemkaçbin fitte Kayseri üzerindeyiz. Dış ısı eksi kırk! Uçuş güvenliğiniz için inişte ve kalkışta kemerlerinizi takılı tutun..." Sonunda Antalya'ya gelinir. Karşılama komitesinde, Mine, Elvan, Doruk ve sarı bir BUS... Hooop atlanır Bus'a... Selam, sabah, öpüşme derken, yolun tarafımızdan bloke edildiği nazik korna ve bağırış seslerinden anlaşılıp, yol alınır. Gidilecek rota sevgili Mine'nin şirin mi şirin dairesi... Sohbet, muhabbet derken, yeme içme faslı... (ki artanlar yolluk olarak yanımıza verildi...Düşünün nasıl bir sipariş verilmiş.) Kapı sürekli çalıyor... Fuat Bey geliyor derken Mehmet Bey daha sonrada bize Antalya çıkışına kadar eskort yapacak Orhan Bey geliyor. Birazdan yol almamız lazım... Antalya'dan Ankara'ya bayağı bir yolumuz var doğrusu... Ama Antalya'da hava nasıl güzel... Keşke vakit olsa da denize bir batıp çıkabilsek... 4 Mevsimi dolu dolu yaşayan bir memlekette yaşamak ne büyük bir şans yahu... İşte yola koyulduk... Dodo oldukça özgün parçalarını, Torosların eteğinde bizlerle paylaşıyor... ( Ali baba'nın çiftliğinin değişik bir versiyonu) pıtır pıtır giderken sanıyorum iftar vaktine yakın, çekiyoruz BUS'ı bir dinlenme tesisinin yamacına, Mineciğin yanımıza verdiği yollukları bir güzel indiriyoruz mideye... Sonra tekrar devam ediyoruz. Bir vakit Afyon'a varıyoruz... Aman tanrım... Burası LAS VEGAS gibi... Bu arada bu kadar ışığın yanında BUS'ın da yağ lambası göz kırpmaya başlıyor. Doooğru Türk Petrol, İkbal tesislerine gidilip, yağ tazeleniyor. Başlıyoruz mevcut yağı döküp, yenisini koymaya... Arkadaş çok iyi niyetli... Laf arasında ikbal tesislerinin benzinliğinde süper benzin bulunmadığını öğreniyorum... Hayda... Eh peki madem Petrol Ofisinden alırız deyip, vedalaşıyoruz. Bu arada İkbal'de bir kahve molası vermeyi ihmal etmiyoruz. Ama aklımda hala o ekmek kadayıfı var. Çok güzel duruyordu doğrusu... Tekrar yola koyuluyoruz... Geç vakit Ankara'da olma hesapları yapmaktayız. Bu arada Dodo uyuyor. BUS' ın arkası bir hayli soğuk... Gerçi kalorifer çalışıyor. Ama sürücüye iltimas geçiyor. Elvan arkada. Kat kat giyinmiş.. Zvart da aynen öyle yanımda ve uyuyor. Neyse bir vakit sonra, Ankara'ya duhul ediyoruz. Aaa Elvan'ın da içi geçmiş... - Nereden gideceğiz? Elvan sıçrayarak uyanıyor :-) Müthüş oryantasyon duygusu hala uyuyor ama bir şekilde ve kaybolmadan eve varıyoruz. Dodo'nun uykusu açıldı bu arada Zvart bıraktığı yerden kanepede devam ediyor uykusuna... Biraz soluklanıp, iyi gecelerleşiyoruz. Sabah oldu... Elvan'ın şirin mi şirin evi küçücük bahçesi hakikaten çok şeker... (bi dakka yaw... Ankara'yı sevmeye mi başlıyorum ne?) Meşhur Vişnelikte brunch olayı olacakmış... Birden bir telefon geldi... Elvan hazırola geçti... "Tamam birazdan geliyoruz siz başlayın" dedi. Tabi ben Ayda ile konuştuğunu anladım :-) ODTÜ Vişnelikte kocaman bir masanın etrafında, Ayda, Kayra, Okan, Pelin, Gülgün, Doğa, Elvan, Dodo, Zvart ve Ben var idik... Tüm vosdostlara misafirperverliklerinden ötürü sonsuz teşekkürler... Elvancığım yeni BUS 'ın hayırlı olsun... Yaşasın Vosvos Kardeşliği Erol Pir |