KAPLUMBAĞA FAN CLUB ANTALYA' 99         Arşiv >26.08.2006

    26 Ağustos 2006

7. Çubukbeli Yayla Şenlikleri

Yazı:  Hüseyin Tunc

Fotoğraflar: Emrah Onaran, Fuat Kıvran, Mine Gürtop, Peter Werner

Fotoğrafların tamamı için lütfen buraya tıklayınız

Ariassos hakkında detaylı bilgi için buraya tıklayınız

 

Dağbeli'inde vosvos  ve gece

 

ağustosun  26 sı……hem de Antalya’daki bir ağustos ayı…… sıcağın  sesini bile duyabileceğiniz günler
ve  bir etkinlik planlandı  Toroslarda…..

 

Bu etkinliğimizi planlarken arkadaşlara herkesin yanına uzun kollu bir şeyler alması gerektiğini ilk

söylediğimde arkadaşlar kızgın bir yüz ifadesi ile bakmışlardı…

Daha onlara açıklama yapmaya başlamadan zor kullanılarak susturulmuştum….

Ama bir an Ağustos ayında olduğumuzu ve havanın nem oranının %80 lerde ve sıcaklığın da  45

derecelerde olduğunu hatırlayıp  uygulanan susturma çabalarına hiç bir direnç göstermedim….

Doğrusu siz oturduğunuz yerde 45 derece sıcaklığın altında buram buram terleyip %80 nemden

dolayı da nefes alamazken biri kalkıp 

“ arkadaşlar bu etkinlikte herkes yanına uzun kollu bir şeyler alsın! “ derse

doğrusu başına gelecek gazabı da peşinen kabullenmiş olması gerekir…

eh !  nitekim bende hiç sesimi çıkarmadım zaten…..

 

 

Bir çok etkinlikte yaptığımız gibi bu etkinliğimizde de etkinlik anısına bir tişört hazırlayalım diye düşündük…

ve koyulduk çalışmaya……

Ancak Dağbeli Belediyesi’nin de logosunu vosvosumuzla bütünleştirip basmak istedik….

Ancak bütün çabalarımıza rağmen teknik ve dizayn olarak bu birleşmeyi sağlayamadık….

Mine Gürtop’un uzun emekleri ile hazırlanan yeni baskı logomuzu  basmaya karar verdik…

Her ne kadar bu logoyu  bazı sevgili  arkadaşlarımıza !!!!

 ( laf aramızda burada Fuat Beyden bahsediyoruz……) beğendirememiş olsak da basmaya karar verdik…..

Ancak o malum !? sevgili arkadaşımız, tişörtü ilk giydiğinde şöyle bir dudak büktükden sonra

“ fena olmamış “ dediyse de etkinliğin sonunda güzel dizayn  ve  isabetli renk seçimiyle tişörtün

çok güzel olduğunu itiraf etmiştir…. Buradan dizaynın hazırlanmasında uzun emeklerini harcayan

 sevgili Mine’ ye teşekkür ediyoruz…..

En sonunda doğruyu gördüğü ve takdir ettiği için de sevgili Fuat’ı kutluyor ve teşekkür ediyoruz….

Bir yandan organizasyon için Dağbeli Belediyesi ile görüşmeler yapılmış ve gezeceğimiz tarihi alanın

ön hazırlıkları tamamlanmıştı…..

 

Gezi T-Shirt'u

 

Yola Çıkmadan önce gezi lideri Hüseyin Tunç'un açıklamaları dinleniyor

 

Artık Cumartesi gününün gelmesini sabırsızlıkla beklemeye başladık…..

Ne yalan söyleyelim doğrusu etkinliğimiz alışık olmadık bir  günde cumartesi olduğu için katılımın

ne kadar olacağı konusunda  az da olsa kaygılarımız yok değildi hani ….

Zira birçok çalışan arkadaşımızın mesai saati içine rast geliyordu etkinliğimizin başlaması….

Gün geldi çattı… 26 Ağustos Cumartesi saat 16:00 da Dokuma’daki BP benzin istasyonundaydık….

Arkadaşlar yavaş yavaş gelmeye başladılar….

Gelemeyen arkadaşların da haberleri ulaşmaya başlamıştı kafileye….

Sevgili Carl ve Sarah Pembiş’e yemeğini yedirmeden yola koyuldukları için Pembiş yarı yolda

 “ benden bu kadar “ demişti….Malum.. benzin bitivermişti….

Sevgili Mine’ninde beneklisi hiçbir sebep yokken pes etmiş….

Ama Mine bulmuş hemen çözümünü ve atlamış bir arkadaşının vosvoscuğuna …

ve vaktinden de önce oradaydı…

Diğer dostlar arabalarıyla oradaydılar…

Katılan arkadaşlarımız……………………….

Buluşma noktasında benzinler alındı…( özellikle Sarah  deposunu fulledi Pembişin….

bu ona iyi bir ders olmuştu)  bir yandan Ağustosun o buhranlı sıcağında koyu sohbetlere dalındı…

nede olsa uzun zamandır görmüyordu dostlar birbirini…

bu vesile ile hasret de giderildikten sonra yola koyulduk…

 

Yollarda

 

Konvoyumuzun öncülüğünü sevgili Peter Bus u ile yapıyordu…

Daha Almanya’dan geleli üç gün olmuştu…

Buram buram terleyişinden belliydi beş haftalık Almanya tatilinden yeni döndüğü…

Metabolizması unutuvermişti Antalya’nın sıcağını ve nemini…

Ama Antalya havası bu , unutmasından dolayı adeta intikam alırcasına buram buram terletiyordu Peter’i.

Böylece dört vosvos ve iki bus ile koyulduk yola…

.Buslardan biri öncü diğeri de (namı diğer arap Mehmet ) artçı olarak  seyir halindeydi…

Almışlardı aralarına dört vosvosu  ve ağır ağır ilerliyorduk Çubukbeline doğru…..

Yolumuz güzel ve güzergahımız Burdur istikametiydi….

Zaten kepez üstüne çıkınca vosvoslarımızla beraber bir ohhhhhh  çekmiştik….

Hava hemen değişmiş azıcık da olsa nemde bir azalma görülmüştü…..

Zaman zaman  Peter yavaşlayarak konvoyun topluca gitmesine dikkat ediyordu…

Yolumuz bir saatlik bir mesafe olduğu için mola verme ihtiyacı duymadık…

Yolculuğumuzu öngördüğümüz zamandan on beş dakika . önce tamamlamıştık….

Bizim ihtiyar delikanlı vosvoslarımız bizi şaşırtmış ve

meşhur Çubukbeli rampasını keçi gibi tırmanarak bir nefeste çıkmışlardı….

Zamanlamamız mükemmeldi… daha şenliğin açılışının yapılacağı

Cevat Uyanık Parkına, Dağbeli kasabası halkı yeni yeni gelmeye başlıyordu….

 

Çubuk Beli'nde

 

Carl Çubuk Beli'nde soğuktan üşürken

 

 

Vosvoslarımızı ve Buslarımızı yan yana güzelce park ettikten sonra

her zaman olduğu gibi çocuklar tarafından kuşatılmıştık….

Hepimizin tek tip kıyafetinin de olması insanların dikkatinin bizim grubumuzun

üstüne çevrilmesine neden oluyordu…. Ancak aramızda bir arkadaşımızı

çocuklar tamamen kuşatmışlardı dört bir yanını…O da bundan pek hoşnuttu doğrusu…

baktık ki çocuklar mutlu, hele hele kuşatılan  Fuat arkadaşımız çocuklardan daha mutlu….

Bıraktık  Fuat’ı kuşatma altında ve bizler bize ayrılan yerlere oturduk….

 

 

Çocuklar bizi çok sevdi

 

Dağbeli Belediye Başkanı ile KFCA Başkanı bir arada

 

Toplantı Alanı

 

Bütün insanlar vosvosçuları ve vosvosları pek sevmişlerdi …

Hepimize teker teker hoş geldiniz diyen insanların yüzünde o saf ,

katıksız Anadolu insanının sıcaklığı ve içtenliği vardı….Ali amcalar….

Bekir dayılar…Ayşe teyzeler… Mehmet ağabeyler…

hepsi nasır tutmuş elleri ile misafirperverliğin en güzelini sergilediler bize….

Biz de çok mutlu olmuştuk onların bu sıcak karşılamasından….

Dağbeli Belediye Başkanı Sayın Ali Gökay’da her birimizle tek tek ilgilendi…

Sayın Başkan şenliğin açılış konuşmasında Kulüp Başkanımız ……………..’a

da söz vererek kulübümüzü onurlandırdı….

 

“Çekemedim Akça Kızın Göçünü……

Yol ver bana Çubukbeli geçeyim…..”

 türküsü eşliğinde o elleri nasır tutmuş Ayşe teyzelerin …

 Emine ablaların elleri ile hazırladıkları gözlemeleri yiyip buz gibi ayranımızı içtik….

Vakit dardı ve bizim daha gün kararmadan gezeceğimiz  tarihi bir yerleşim merkezi vardı…

Burası Ariassos du…Oradaki dostlardan izin istedikten sonra akşam tekrar konser alanında görüşmek üzere ayrıldık….

 

Ariassos çok yakındı buraya.. yaklaşık 2 km lik bir mesafe….

Ariassosun 2000 yıl önce m.ö. 2.yy da kurulmuş bir yerleşim merkezi olduğunu da göz önüne getirdiğimizde

hayranlığımız bir kat daha artmıştı….

Hayranlıkla çevreyi gezip incelerken boş durmuyorduk aynı zamanda…

Dağbeli Kasabası’ından bize ikram edilen ve buranın bağlarında yetişmiş üzümleri de yiyiyorduk 

bir güzel yıkadıktan sonra…

Kimimizin elinde beyaz bir salkım.. kimimizde siyah bir üzüm salkımı ve kimimizde de 

mor bir üzüm salkımı tırmanıyorduk kayalıklara… Tırmandıkça da daha bir güzelliklerle karşılaşıyorduk..

Ta ki zirveye çıkana kadar… Ve zirve muhteşemdi…Önünüzde uçsuz bucaksız kocaman bir kanyon duruyor…

 

Ariassos'ta anıtsal şehir kapısı ve uzaklarda vosvoslar ve buslarımız

 

Ariassos'da

 

Toros'ların Tepesinde

 

Ve esen rüzgarla üşümeye başlamıştık….İşte şimdi anlamıştık neden buraya gelirken

uzun kollu bir şeylerin de gelmesi gerektiğine….Ve şimdi anlamıştık bu söylendiğinde kızılmaması gerektiğini…

Ama bu serinlik insanı üşütmekten ziyade derin derin serinleten bir havaydı…

Halbuki daha bir saat önce hepimiz buram buram terliyorduk..ve ter paçamızdan akıyordu neredeyse…

Ve anladık ki bizler ne kadar şanslı insanlarız .. ülkemizde ne müthiş güzellikler yaşıyoruz…

Şöyle kuş olup kanat çırpası geliyor insanın o güzelim kanyonun üstünde….

Ve hemen oracıkda yapıverdik bir plan…Mutlaka gelmeliydik buraya bir daha ….

ama bu sefer çadırlarımızı alarak..ve bir gecemizi mutlaka burada yıldızlara daha yakın  geçirmek için…

İnşallah diyerek temennide bulunduk hepimiz de…..

Biz yamaçtan aşağı inene kadar hava da yavaş yavaş kararmaya başlamıştı…

Yine bizim gibi burayı gezip görmeye gelmiş bir gurupla karşılaştık…

 

Hepimiz tek tip kıyafetli olunca askeri üniforma gibi… bizi Akutçu zannettiler…ve de 

“ Akutçu musunuz? “diye  sordular….

Tabi ki kulübümüzü söyleyince şaşa kaldılar…

ve bu insanlar komşu köyden Bademağacından gelmişlerdi buraya.. ve bizi akşam çay içmeye davet ettiler….

Allahım ne güzel bir şey bu bizim insanımız…

Dağ başında üzerinde tek tip tişörtlerle bir grupla karşılaşıyorsunuz ve ayak üstü birkaç dakika

sohbetden sonra hemen kapılarını sonuna kadar açan ve akşam mutlaka çay içmeye davet eden Anadolu insanı….

 Bunun ötesinde daha ne söylenebilir ki…. Söyleyecek bir şey kalmıyor artık bu güzelim yurdum insanını tarif etmeye…..

İnerken fark etmiştik ne kadar çok keçi gibi tırmandığımızı…

Demek ki çıkarken çevrenin güzelliği ve bizim hayran dolu bakışlarımızla

 hiç fark etmemiştik arazinin ne kadar çetin ve engebeli olduğunu…

Kah kayarak.. kah karda yürürken yaptığımız gibi yan yan basarak inmiştik yamaçtan aşağı….

 

Bunlar Akutçularmı?

 

Bir süre soluklanıp dinlendikten sonra hemen yola koyulduk….

Zira bir eve akşam kahvesini içmeye davetliydik….

O güzelim serin havada Türk kahvelerimizi içerken bir yandan da koyu bir sohbet de almış başını yürümüştü…

Grubumuzda Peterle beraber  Almanya’dan misafirleri de vardı….Carl’ı ise artık Hollandalı saymıyoruz..

o artık bizden birisiydi…zaten o hepimizin eniştesiydi…

Böylece sohbet uluslar arası olmaya başladı..

Misafir olduğumuz Mehmet Tunç’un da on beş yıl Almanya’da çalıştığını düşünecek olursak

sohbetin koyuluğunu siz tahmin edin artık…

 

O güzelim asma çardağının altında içilen kahvenin de keyfine diyecek yoktu doğrusu…

Aşağıya sarkmış Üzüm salkımlarını insanın hemen koparıp yiyiveresi geliyordu içinden

( bu üzümlerin fotoğraflarını görünce sizlerin de içinden aynı duyguların geçeceğinden eminim…

işte o zaman bana hak vereceksiniz..)

….Ama karnımızı tıka basa üzümle doldurmuştuk halbuki…. Ve yediğim üzümlerde bu üzümlerdi aslında…

Ama insan gözüne anlatamıyor tüm bunları….

Mine dayanamayıp keşfe çıkmıştı….Ve bu keşiften de eli boş dönmedi…

Fotoğraflarda da göreceğiniz gibi güvercin kafesini keşfetmişti…

Güzelim kuşlar gece olduğu için uçmamışlar ve mine’ye güzel güzel poz vermişlerdi…

Gündüz vakti olsaydı Mine bu pozları biraz zor yakalardı…

Daha elini oynatır oynatmaz kuşlar soluğu havada alırdı….

Mine arkadaşımız gecenin karanlığından istifade ederek muhteşem güvercin resimleri çekmeyi başardı…

Sohbet mecburen bir yerde bölünmek zorunda kaldı….çünkü konser başlayalı epey olmuştu….

 

Üzümler

 

 

Gece Kuşları

 

Kahvelerimizden son yudumlarımızı aldıktan sonra bizi misafir eden

ev sahibine teşekkür ederek  konsere gitmek üzere ayrıldık..

Konser alanında grubumuz için ayrılan yere geçip oturduk….

Bazen hüzünlü ..bazen neşeli şarkılara eşlik ettik .. kah hüzünlendik , kah göbek atıp eğlendik….

Bir yandan konseri izlerken Mine arkadaşımızın tüm gruba ikram ettiği 

dondurmanın da tadı damağımızda kaldı doğrusu….

Tekrar teşekkür ediyoruz sana sevgili Mine….

Sen yanımızda olduktan sonra hayatta sırtımız yere gelmez bizim…..

Bir ara baktık ki Mine arkadaşımız yok…. Aradık taradık yok….

yavaş yavaş merak etmeye başladık ve onu aramaya koyulduk….

Birde baktık ki Mine arkadaşımızı öğrencileri çevirmiş etrafını ve başlamışlar okul günlerinden sohbete….

Hararetli hararetli anlatıyorlardı birbirlerine…..

Baktık bitmeyecek sohbetleri çekip aldık onu o kuşatmadan, izin isteyerek öğrencilerinden….

Konser tüm hızıyla sürüp gitmekte iken uyuklayan arkadaşlarımız oldu….( fuat dostumuz mesala..)..

Kıyamadık onun daha fazla sandalyede iki büklüm uyuklamasına…..

 

Konser'de farklı yüzler

 

Konserden genel görünüş 

 

Ve dönüş vakti gelmişti…

İçimizi kaplayan bir buruk duyguyla o güzelim insanlarla teker teker  vedalaşarak ayrıldık Dağbeli’nden…

Ama söz verdik kendimize ve söz verdik oradaki sevgili dostlara…. Seneye yine burada olacağız diye…

Güzelliklerle , dostluklarla ve karşılık beklemeden sımsıcak

 samimi duygularla geçen bir günün sonuna gelmiştik…

Ne güzel etmiştik de gelmiştik…. Hepimiz yoğun şehir koşuşturmasından kendimizi koparıp,

özlemini duyduğumuz duygular yaşamıştık burada….

 

Katılan tüm dostlara ve Dağbeli’ne sonsuz teşekkürler……

ağustos sıcağında bile esen yeline, artık yol verir olan dağlarına,içimizi serinleten 

soğuk sularına,güler yüzlü güzel insanlarına…

…bağına bahçene …teşekkürler  …yurdumun ve dünyamızın her yerinden konuk gelip bu toprakların

bağrında yaşamayı seçmiş ,onu özümsemiş  ,vatan yurt bilmiş bizlerden  selam  olsun.

 

YOL VER BANA ÇUBUKBELİ

 

Çekemedim  Akça kız’ın göçünü ,

 

Sırma saçlar bırak dövsün döşünü ,

 

Gülüver de görem mercan dişini ,

 

Yol ver bana Çubukbeli geçeyim.

 

                                              

Yaylaların yolu soğuk esmez mi ,

                                              

Sevdiğim de rüyalara girmez mi ,

                                              

Girmese de gönül sana küsmez mi ,

                                              

Yol ver bana Çubukbeli geçeyim.

 

                                               CEVAT UYANIK

                                                   1926-1990