|
ağustosun 26 sı……hem de Antalya’daki bir ağustos
ayı…… sıcağın sesini bile duyabileceğiniz günler ve bir etkinlik planlandı Toroslarda…..
Bu etkinliğimizi
planlarken arkadaşlara herkesin yanına uzun kollu bir şeyler alması
gerektiğini ilk
söylediğimde arkadaşlar
kızgın bir yüz ifadesi ile bakmışlardı…
Daha onlara açıklama
yapmaya başlamadan zor kullanılarak susturulmuştum….
Ama bir an Ağustos
ayında olduğumuzu ve havanın nem oranının %80 lerde ve sıcaklığın da
45
derecelerde olduğunu
hatırlayıp uygulanan susturma çabalarına hiç bir direnç
göstermedim….
Doğrusu siz oturduğunuz
yerde 45 derece sıcaklığın altında buram buram terleyip %80 nemden
dolayı da nefes
alamazken biri kalkıp
“ arkadaşlar bu
etkinlikte herkes yanına uzun kollu bir şeyler alsın! “ derse
doğrusu başına gelecek gazabı da
peşinen kabullenmiş olması gerekir…
eh ! nitekim bende hiç
sesimi çıkarmadım zaten…..
Bir çok etkinlikte
yaptığımız gibi bu etkinliğimizde de etkinlik anısına bir tişört
hazırlayalım diye düşündük…
ve koyulduk çalışmaya……
Ancak Dağbeli
Belediyesi’nin de logosunu vosvosumuzla bütünleştirip basmak istedik….
Ancak bütün çabalarımıza
rağmen teknik ve dizayn olarak bu birleşmeyi sağlayamadık….
Mine Gürtop’un uzun
emekleri ile hazırlanan yeni baskı logomuzu basmaya karar verdik…
Her ne kadar bu logoyu
bazı sevgili arkadaşlarımıza !!!!
( laf aramızda
burada Fuat Beyden bahsediyoruz……) beğendirememiş olsak da basmaya karar
verdik…..
Ancak o malum !? sevgili
arkadaşımız, tişörtü ilk giydiğinde şöyle bir dudak büktükden sonra
“ fena olmamış “ dediyse
de etkinliğin sonunda güzel dizayn ve isabetli renk seçimiyle
tişörtün
çok güzel olduğunu
itiraf etmiştir…. Buradan dizaynın hazırlanmasında uzun emeklerini
harcayan
sevgili Mine’ ye
teşekkür ediyoruz…..
En sonunda doğruyu
gördüğü ve takdir ettiği için de sevgili Fuat’ı kutluyor ve teşekkür
ediyoruz….
Bir yandan organizasyon
için Dağbeli Belediyesi ile görüşmeler yapılmış ve gezeceğimiz tarihi
alanın
ön hazırlıkları
tamamlanmıştı…..

Gezi T-Shirt'u

Yola Çıkmadan
önce gezi lideri Hüseyin Tunç'un açıklamaları dinleniyor
Artık Cumartesi gününün
gelmesini sabırsızlıkla beklemeye başladık…..
Ne yalan söyleyelim
doğrusu etkinliğimiz alışık olmadık bir günde cumartesi olduğu için
katılımın
ne kadar olacağı
konusunda az da olsa kaygılarımız yok değildi hani ….
Zira birçok çalışan
arkadaşımızın mesai saati içine rast geliyordu etkinliğimizin başlaması….
Gün geldi çattı… 26
Ağustos Cumartesi saat 16:00 da Dokuma’daki BP benzin istasyonundaydık….
Arkadaşlar yavaş yavaş
gelmeye başladılar….
Gelemeyen arkadaşların
da haberleri ulaşmaya başlamıştı kafileye….
Sevgili Carl ve Sarah
Pembiş’e yemeğini yedirmeden yola koyuldukları için Pembiş yarı yolda
“ benden bu kadar
“ demişti….Malum.. benzin bitivermişti….
Sevgili Mine’ninde
beneklisi hiçbir sebep yokken pes etmiş….
Ama Mine bulmuş hemen
çözümünü ve atlamış bir arkadaşının vosvoscuğuna …
ve vaktinden de önce
oradaydı…
Diğer dostlar
arabalarıyla oradaydılar…
Katılan
arkadaşlarımız……………………….
Buluşma noktasında
benzinler alındı…( özellikle Sarah deposunu fulledi Pembişin….
bu ona iyi bir ders
olmuştu) bir yandan Ağustosun o buhranlı sıcağında koyu sohbetlere
dalındı…
nede olsa uzun zamandır
görmüyordu dostlar birbirini…
bu vesile ile hasret de
giderildikten sonra yola koyulduk…

Yollarda
Konvoyumuzun öncülüğünü
sevgili Peter Bus u ile yapıyordu…
Daha Almanya’dan geleli üç gün
olmuştu…
Buram buram terleyişinden belliydi beş haftalık Almanya tatilinden
yeni döndüğü…
Metabolizması unutuvermişti Antalya’nın sıcağını ve
nemini…
Ama Antalya havası bu , unutmasından dolayı adeta intikam
alırcasına buram buram terletiyordu Peter’i.
Böylece dört vosvos ve
iki bus ile koyulduk yola…
.Buslardan biri öncü diğeri de (namı diğer arap
Mehmet ) artçı olarak seyir halindeydi…
Almışlardı aralarına
dört vosvosu ve ağır ağır ilerliyorduk Çubukbeline doğru…..
Yolumuz güzel ve
güzergahımız Burdur istikametiydi….
Zaten kepez üstüne
çıkınca vosvoslarımızla beraber bir ohhhhhh çekmiştik….
Hava hemen değişmiş
azıcık da olsa nemde bir azalma görülmüştü…..
Zaman zaman Peter
yavaşlayarak konvoyun topluca gitmesine dikkat ediyordu…
Yolumuz bir saatlik bir
mesafe olduğu için mola verme ihtiyacı duymadık…
Yolculuğumuzu
öngördüğümüz zamandan on beş dakika . önce tamamlamıştık….
Bizim ihtiyar delikanlı
vosvoslarımız bizi şaşırtmış ve
meşhur Çubukbeli rampasını keçi gibi
tırmanarak bir nefeste çıkmışlardı….
Zamanlamamız mükemmeldi…
daha şenliğin açılışının yapılacağı
Cevat Uyanık Parkına, Dağbeli
kasabası halkı yeni yeni gelmeye başlıyordu….

Çubuk Beli'nde

Carl Çubuk
Beli'nde soğuktan üşürken
Vosvoslarımızı ve
Buslarımızı yan yana güzelce park ettikten sonra
her zaman olduğu gibi
çocuklar tarafından kuşatılmıştık….
Hepimizin tek tip
kıyafetinin de olması insanların dikkatinin bizim grubumuzun
üstüne çevrilmesine
neden oluyordu…. Ancak aramızda bir arkadaşımızı
çocuklar tamamen
kuşatmışlardı dört bir yanını…O da bundan pek hoşnuttu doğrusu…
baktık ki çocuklar
mutlu, hele hele kuşatılan Fuat arkadaşımız çocuklardan daha mutlu….
Bıraktık Fuat’ı
kuşatma altında ve bizler bize ayrılan yerlere oturduk….

Çocuklar bizi çok
sevdi

Dağbeli Belediye
Başkanı ile KFCA Başkanı bir arada

Toplantı Alanı
Bütün insanlar
vosvosçuları ve vosvosları pek sevmişlerdi …
Hepimize teker teker hoş
geldiniz diyen insanların yüzünde o saf ,
katıksız Anadolu
insanının sıcaklığı ve içtenliği vardı….Ali amcalar….
Bekir dayılar…Ayşe
teyzeler… Mehmet ağabeyler…
hepsi nasır tutmuş
elleri ile misafirperverliğin en güzelini sergilediler bize….
Biz de çok mutlu
olmuştuk onların bu sıcak karşılamasından….
Dağbeli Belediye Başkanı
Sayın Ali Gökay’da her birimizle tek tek ilgilendi…
Sayın Başkan şenliğin
açılış konuşmasında Kulüp Başkanımız ……………..’a
da söz vererek
kulübümüzü onurlandırdı….
“Çekemedim Akça Kızın
Göçünü……
Yol ver bana Çubukbeli
geçeyim…..”
türküsü eşliğinde o elleri
nasır tutmuş Ayşe teyzelerin …
Emine ablaların
elleri ile hazırladıkları gözlemeleri yiyip buz gibi ayranımızı içtik….
Vakit dardı ve bizim
daha gün kararmadan gezeceğimiz tarihi bir yerleşim merkezi vardı…
Burası Ariassos du…Oradaki dostlardan izin istedikten sonra akşam tekrar konser
alanında görüşmek üzere ayrıldık….
Ariassos çok yakındı
buraya.. yaklaşık 2 km lik bir mesafe….
Ariassosun 2000 yıl önce
m.ö. 2.yy da kurulmuş bir yerleşim merkezi olduğunu da göz önüne
getirdiğimizde
hayranlığımız bir kat
daha artmıştı….
Hayranlıkla çevreyi
gezip incelerken boş durmuyorduk aynı zamanda…
Dağbeli Kasabası’ından bize
ikram edilen ve buranın bağlarında yetişmiş üzümleri de yiyiyorduk
bir
güzel yıkadıktan sonra…
Kimimizin elinde beyaz
bir salkım.. kimimizde siyah bir üzüm salkımı ve kimimizde de
mor bir
üzüm salkımı tırmanıyorduk kayalıklara… Tırmandıkça da daha bir
güzelliklerle karşılaşıyorduk..
Ta ki zirveye çıkana kadar… Ve zirve
muhteşemdi…Önünüzde uçsuz bucaksız kocaman bir kanyon duruyor…

Ariassos'ta anıtsal
şehir kapısı ve uzaklarda vosvoslar ve buslarımız

Ariassos'da

Toros'ların
Tepesinde
Ve esen
rüzgarla üşümeye başlamıştık….İşte şimdi anlamıştık neden buraya gelirken
uzun kollu bir şeylerin de gelmesi gerektiğine….Ve şimdi anlamıştık bu
söylendiğinde kızılmaması gerektiğini…
Ama bu serinlik insanı üşütmekten
ziyade derin derin serinleten bir havaydı…
Halbuki daha bir saat önce
hepimiz buram buram terliyorduk..ve ter paçamızdan akıyordu neredeyse…
Ve
anladık ki bizler ne kadar şanslı insanlarız .. ülkemizde ne müthiş
güzellikler yaşıyoruz…
Şöyle kuş olup kanat çırpası geliyor insanın o
güzelim kanyonun üstünde….
Ve hemen oracıkda
yapıverdik bir plan…Mutlaka gelmeliydik buraya bir daha ….
ama bu sefer
çadırlarımızı alarak..ve bir gecemizi mutlaka burada yıldızlara daha yakın
geçirmek için…
İnşallah diyerek
temennide bulunduk hepimiz de…..
Biz yamaçtan aşağı inene
kadar hava da yavaş yavaş kararmaya başlamıştı…
Yine bizim gibi burayı
gezip görmeye gelmiş bir gurupla karşılaştık…
Hepimiz tek tip kıyafetli
olunca askeri üniforma gibi… bizi Akutçu zannettiler…ve de
“ Akutçu
musunuz? “diye sordular….
Tabi ki kulübümüzü söyleyince şaşa kaldılar…
ve
bu insanlar komşu köyden Bademağacından gelmişlerdi buraya.. ve bizi akşam
çay içmeye davet ettiler….
Allahım ne güzel bir şey bu bizim insanımız…
Dağ
başında üzerinde tek tip tişörtlerle bir grupla karşılaşıyorsunuz ve ayak
üstü birkaç dakika
sohbetden sonra hemen
kapılarını sonuna kadar açan ve akşam mutlaka çay içmeye davet eden
Anadolu insanı….
Bunun ötesinde
daha ne söylenebilir ki…. Söyleyecek bir şey kalmıyor artık bu güzelim
yurdum insanını tarif etmeye…..
İnerken fark etmiştik ne
kadar çok keçi gibi tırmandığımızı…
Demek ki çıkarken
çevrenin güzelliği ve bizim hayran dolu bakışlarımızla
hiç fark
etmemiştik arazinin ne kadar çetin ve engebeli olduğunu…
Kah kayarak.. kah karda
yürürken yaptığımız gibi yan yan basarak inmiştik yamaçtan aşağı….

Bunlar
Akutçularmı?
Bir süre soluklanıp
dinlendikten sonra hemen yola koyulduk….
Zira bir eve akşam
kahvesini içmeye davetliydik….
O güzelim serin havada
Türk kahvelerimizi içerken bir yandan da koyu bir sohbet de almış başını
yürümüştü…
Grubumuzda Peterle
beraber Almanya’dan misafirleri de vardı….Carl’ı ise artık
Hollandalı saymıyoruz..
o artık bizden
birisiydi…zaten o hepimizin eniştesiydi…
Böylece sohbet uluslar
arası olmaya başladı..
Misafir olduğumuz Mehmet
Tunç’un da on beş yıl Almanya’da çalıştığını düşünecek olursak
sohbetin koyuluğunu siz
tahmin edin artık…
O güzelim asma
çardağının altında içilen kahvenin de keyfine diyecek yoktu
doğrusu…
Aşağıya sarkmış Üzüm salkımlarını insanın hemen koparıp yiyiveresi
geliyordu içinden
( bu üzümlerin fotoğraflarını görünce sizlerin de içinden
aynı duyguların geçeceğinden eminim…
işte o zaman bana hak
vereceksiniz..)
….Ama karnımızı tıka
basa üzümle doldurmuştuk halbuki…. Ve yediğim üzümlerde bu üzümlerdi
aslında…
Ama insan gözüne
anlatamıyor tüm bunları….
Mine dayanamayıp keşfe
çıkmıştı….Ve bu keşiften de eli boş dönmedi…
Fotoğraflarda da
göreceğiniz gibi güvercin kafesini keşfetmişti…
Güzelim kuşlar gece
olduğu için uçmamışlar ve mine’ye güzel güzel poz vermişlerdi…
Gündüz vakti olsaydı
Mine bu pozları biraz zor yakalardı…
Daha elini oynatır
oynatmaz kuşlar soluğu havada alırdı….
Mine arkadaşımız gecenin
karanlığından istifade ederek muhteşem güvercin resimleri çekmeyi başardı…
Sohbet mecburen bir
yerde bölünmek zorunda kaldı….çünkü konser başlayalı epey olmuştu….

Üzümler

Gece Kuşları
Kahvelerimizden son
yudumlarımızı aldıktan sonra bizi misafir eden
ev sahibine teşekkür ederek
konsere gitmek üzere ayrıldık..
Konser alanında grubumuz
için ayrılan yere geçip oturduk….
Bazen hüzünlü ..bazen
neşeli şarkılara eşlik ettik .. kah hüzünlendik , kah göbek atıp
eğlendik….
Bir yandan konseri
izlerken Mine arkadaşımızın tüm gruba ikram ettiği
dondurmanın da tadı
damağımızda kaldı doğrusu….
Tekrar teşekkür ediyoruz
sana sevgili Mine….
Sen yanımızda olduktan sonra hayatta sırtımız yere
gelmez bizim…..
Bir ara baktık ki Mine
arkadaşımız yok…. Aradık taradık yok….
yavaş yavaş merak etmeye
başladık ve onu aramaya koyulduk….
Birde baktık ki Mine
arkadaşımızı öğrencileri çevirmiş etrafını ve başlamışlar okul günlerinden
sohbete….
Hararetli hararetli
anlatıyorlardı birbirlerine…..
Baktık bitmeyecek
sohbetleri çekip aldık onu o kuşatmadan, izin isteyerek öğrencilerinden….
Konser tüm hızıyla sürüp
gitmekte iken uyuklayan arkadaşlarımız oldu….( fuat dostumuz mesala..)..
Kıyamadık onun daha fazla
sandalyede iki büklüm uyuklamasına…..

Konser'de
farklı yüzler

Konserden
genel görünüş
Ve dönüş vakti gelmişti…
İçimizi kaplayan bir
buruk duyguyla o güzelim insanlarla teker teker vedalaşarak ayrıldık
Dağbeli’nden…
Ama söz verdik kendimize
ve söz verdik oradaki sevgili dostlara…. Seneye yine burada olacağız diye…
Güzelliklerle ,
dostluklarla ve karşılık beklemeden sımsıcak
samimi duygularla geçen bir
günün sonuna gelmiştik…
Ne güzel etmiştik de gelmiştik…. Hepimiz yoğun
şehir koşuşturmasından kendimizi koparıp,
özlemini duyduğumuz duygular
yaşamıştık burada….
Katılan tüm dostlara ve Dağbeli’ne sonsuz
teşekkürler……
ağustos sıcağında bile
esen yeline, artık yol verir olan dağlarına,içimizi serinleten
soğuk
sularına,güler yüzlü güzel insanlarına…
…bağına bahçene
…teşekkürler …yurdumun ve dünyamızın her yerinden konuk gelip bu
toprakların
bağrında yaşamayı seçmiş
,onu özümsemiş ,vatan yurt bilmiş bizlerden selam olsun.
YOL VER BANA ÇUBUKBELİ
Çekemedim Akça kız’ın
göçünü ,
Sırma saçlar bırak
dövsün döşünü ,
Gülüver de görem
mercan dişini ,
Yol ver bana Çubukbeli
geçeyim.
Yaylaların yolu soğuk
esmez mi ,
Sevdiğim de rüyalara
girmez mi ,
Girmese de gönül sana
küsmez mi ,
Yol ver bana Çubukbeli
geçeyim.
CEVAT UYANIK
1926-1990
|